Ara

Yakılacak Düşünceler

Bunlar değil, onlar yanacak

Düşünüyorum öyleyse rahatsız ediyorum. 

feminists

Kadınlar genellikle ikna edilebilir karakterleri oynar. Kişilerle olaylarla ilgili bakış açıları net değildir. Çiçekle affedebilir, yüzükle ikna edilebilir, özür ile tekrar sevebilir. Filmlerdeki ve kafamızdaki erkek karakterler ise kararlıdır. Sevdiği veya sevmediği, aklına yatan ve yatmayan, değiştirilemez. Değiştirilemezlik muhafazakarlığı ve geçmişi simgeler. Aynı zamanda da gücü.

Bugün sosyal anlamda idealize edilen kadından beklenen akıllı ve uyumlu olmasıdır.   Yüzeysel bir genel kültür, doğru zamanlarda doğru cümleleri kurabilmek, düzenli makul bir gelir sağlayan -hafif- bir iş.

Kalabalıklarda selamlaşmayı iki genel geçer sohbeti becerebilmeli, küçük net cümlelerle güzelce kendini ifade edebilmelidir kadın. Genel geçer laflar, uzamayan cümleler uygun görülür. Bir kadının gerçek düşünceler ve kararlılıkla tavır alması rahatsız edici olabilir. Kadın genel geçer genel kültürüyle, genel kibarlıkta ve genel ses düzeyinde kalmalıdır.

Sosyal beklentinin dışına çıkan, benliğini ve haklarını fazlasıyla önemseyen, bunun getirebileceği fiziksel ve düşünsel aşağılamalara aldırmayan kadın, rahatsız eder. Özgüven, fiziksel görünüş ve evlilik eşleşmesiyle sağlanmalıdır, kararlı bir karakterle değil.

Oysa, ahlaksız önyargıları,  şiddete susamış davranış kalıplarını bitirebilmek için inançlı kadınlara ve erkeklere ihtiyaç vardır. Cinsiyetlerinin sınırları o kadar da keskin olmayan kadınlar ve erkeklere. Cinsiyetler, etnik milliyetçiliğe benzer. Sınırları ne kadar çok çizerseniz, o kadar keskinleşir. Keskinleştikçe şiddetli, zararlı, ayrımcı olur. Daha az erkek, daha az kadın olup, daha kararsız ama daha duyarlı, daha aktif ama daha ılımlı insanlar olabiliriz.

Muhafazarkarlık ve ataerki ile savaşmak sessiz sedasız olmaz. Çok sesli ve cesur olmak gerek. Kadınlar kurban, erkekler şehit olmasın diye, rahatsız etmek gerek. Tek kişi dünyanın tüm haksızlıkları ile savaşamayabilir, buna vakti, dili, gücü elbette yetmeyecektir. Ama tek kişinin yaşama, insanlara, canlılara duyduğu sevgi ve bu kişinin sesini çıkarmaktan korkmaması kocaman sonuçlar doğurabilir. Kağıtlara kalpler ve çiçekler karalamaktan korkmayan tek bir erkek Ortadoğu coğrafyasının tarihini baştan yazabilir. Sesini çıkardığı için yargılanmaktan korkmayan tek bir kadın gibi. Cinsiyetimi tanımlamak zorunda değilim diyebilen tek bir insan gibi.

İşin güzel tarafı, artık tek kişi olmadığımızdan eminiz. Cadı da değiliz, günah da …

Bugün, rahatsız etmeliyiz.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Erkek fikirleri ve bilge kadınlar 


Pazartesi akşamı. 

Ülkenin korkunç gündemini tartışma programlarında masaya yatırıp normalleştirmeye çalışıyoruz. 

A haberde Canan Barlas ve 5 erkek var. CNN Türk te Ahmet Hakan ile 5 erkek 1 kadın. Habertürk’te Didem Arslan yılmaz sunuyor 2 erkek tartışıyor. Halk tv de ise Hakan Aygün ve 3 erkek. 

İktidara yakın, ana akım veya muhalif medya fark etmiyor. Her yerde erkekler konuşuyor. Gündemi yorumlayıp fikir beyan etme işi erkeklere veriliyor.

Kadınlar siyasi tartışma programlarını genellikle sunuyor. Nadiren katılımcı olabiliyor. Nadiren sesleri güçlü çıkıyor. 
Bir kadının fikirlerinin görsel medyada dile getirilebilecek hatta siyasi eyleme dönüştürülmesine izin verilecek kadar değerli bulunması ülkemizde oldukça az vuku bulur.

Kıymetli ve saygın fikirler bilgelikle, bilgelik ise genellikle tecrübe, olgunluk ve yaşla ilgilidir.

Kadınlar ise, olgun ve yaşlı olma düşüncesinin dişilikle bağdaşmadığına inandırılarak büyütülürler. 

Dişi olmak fikirsiz bir bedeni konforsuz bir şekilde taşımaktan ibaret sanılır.

Daima kusurlu daima düzeltilmeye muhtaç,”biyolojik saati” ömrünün yarısına gelmeden dolan bir beden.  

Görüş bildirmek güç ister ve bu kusurlu, güçsüz, zayıf bedenle uğraşan kadın, aklının gücünün farkına varacağı yıllarda, anne sıfatını kazanmanın baskısı ile 30 yaşında botoks yaptırması gerektiği düşüncesi arasında delirmekle meşguldür. 

Halbuki, tek bir biyolojik saatimiz vardır, o da yaşamın kendisidir. Yaşlandıkça büyüyen insanlığımız ve dişiliğimiz gücünü aklımızdan ve kalbimizden alır. Cinsel kıtlık yaşayan klonlanmış gözlerin estetik anlayışından değil. 

Kadınlara yaşı sorulur. Yaşlanmak ayıp değildir. Yaşlanmak bilgeliktir. 

Bu karanlık günler kaybolup gidecek. 

Ve bilge kişiler dünyayı, estetik ameliyatlarla, diyetlerle değil; müzikle, sözle; mutluluk, eşitlik, sevgi ve akılla güzelleştirecek…

Erkeklik Sanrıları

cscyyyxwuaavsku

Çocukları hayatın gerçekleriyle yüzleştirmek yetişkinlere zor gelir. Bir çocuğa ölümü, parayı, seksi anlatırken zorlandığımızı sanırız. Oysa henüz dolduruşa gelmemiş temiz beyinler dünyaya sansürsüz ve ön kabulsüz baktığı için olan biteni yetişkinlerden daha sakin, daha nesnel ve daha geniş gözlerle görürler.

Gerçekte zor olan, yetişkin masallarına ölesiye inanmış <<büyüklere>>, yüzyıllardır doğru sandıklarının safsata olduğunu anlatmaktır.

Ortadoğu coğrafyasında yetişmiş görece çağdaş düşünce sahibi bir erkek sanır ki;

<<Bakirelik bacak arasında değildir, kafadadır diyenler yanılıyor. Bakirelik kalptedir.

İnsanlar elbetteki oradaki 2 gramlık zara takılmıyor. Burada önemli olan kadının kalbinin durumu. Erkekler kalbinde sevgi olmadan, sırf boşalmak için bir kadınla sevişebilirler. Sonra da hiçbir şey hissetmeden gidebilirler. Ancak kadının yapısı genelde farklıdır. Kadın önce duygusal bir bağ kurar. Kadın için ilk öptüğü dudak, ilk seviştiği erkek, ilk koynuna girdiği erkek, onun için farklıdır. İnsanlar bu özel anları birlikte yaşayıp, daha sağlam bir ilişki kurma peşinde. Kadın, bir erkekten ayrıldığı zaman kalbinin bir parçası da onunla birlikte kırılır.

Kim ne derse desin, onlarca erkekle sevişip, kalbi onlarca parçaya bölünmüş, kalp kırıklarıyla dolu bir kadınla evlenmekle, bakire bir kadınla evlenmek farklıdır.>>

Yukarıda okuduklarınız ataerkil toplumların yetiştirdiği erkeklerin kendi kendilerini ve bazı kadınları inandırmayı başardıkları bir yetişkin masalıdır.

Alıntının sahibinin düşünce dünyası, gerçeklikten uzak olduğu kadar ahlaki açıdan da sorunlu görünüyor. Her şeyden önce, seksi bir suç olarak kabul edip erkekleri de içgüdülerini kontrol edemeyen akılsız ve iktidarsız bir güruh olarak tanımlamak büyük haksızlık. Diğer yandan da, bir grup pipili insanı bir grup vajinalı insana ölümcül günah görülen bir suça bağışık kılmak akıl almaz bir çakallık örneği. 

Bazı gerçekleri kabul etmek zor gelebilir ama tam karşımızda olduğu gibi duruyorlar: Kadınlar da temelde içgüdüleriyle doğan insanlar olduğu için, kalplerinde sevgi olmadan, yalnızca fiziksel doygunluk amacıyla sevişebilirler. Toplumsal öğreti ve dayatmaların kadınları farklı arayışlar peşindeymiş gibi bir maske takmaya, beyaz saflık kıyafetlerini giymeye zorladığı doğrudur. Ancak biyolojik olarak bir kadın, birçok erkeğin inanmak istediğinin aksine, duygusuz doygunluğa en az bir erkek kadar hazırdır. Bu konuda bir kadının dünyasını anlamak isteyen erkeklere, ezberden okuma değil <<empati>> yapmalarını öneririm.

<<İlk>>lerin önemi cinsiyetten bağımsız olarak, her insan için hayata bakışı ve tecrübeleri çerçevesinde değişiklik gösterir. Benim durumumda ilkler, isyankar ve deneyseldi. Çocukken izlediğim bir filmden aklımda kalanlar kadar yalan yanlış ve bir o kadar duygusuz hatıralarım var.

İlişkilere bakış açısı, yine cinsiyetle değil, bazen kişinin kendisiyle bile değil, hayatın o günlerindeki tecrübeler, hisler, beklentiler ve tabi ki ilişki kurulan kişiyle ilgilidir.

Kadınların kalplerinin bir parçasının ayrıldığı kişilerde kaldığı inanışı beni güldürüyor. Pazar günleri çok ciddi TV kanallarında yayınlanan müzikli sohbet programlarından birinin erkek sunucusu buna benzer bir şey söylemişti. Aşkın Nur Yengi’nin <<ayrılmam>> şarkısı her kadının içinde bir yarayı temsil edermiş veya her kadın bu şarkıda kendinden bir parça bulurmuş gibi. Masum, tatlı bir inanış…

Evlilik öncesi cinsel ilişki yaşamamak, bu konudaki baskılardan arınmış bazı çağdaş toplumlarda da az sayıda kişinin kişisel tercihi olabiliyor. Kızlık zarı ayıbından bağımsız olarak, kadınla erkeğin karşılıklı bir sözü, genç çiftlerin masum romantik bir inanışı sonucunda. Buna itirazım yok.

Ama kararınızı biyolojik bir yaklaşımla verecekseniz, bakire bir kadınla evlenmenizi tavsiye etmem.

Her insan, öncelikle insandır. Ve insanlar merak eder. İnsanlar temelde içgüdüleriyle yaşarlar ve bizi bu içgüdülerden bağımsız kılan, okuyarak ve tecrübe ederek kazandığımız sosyal deneyim ve ilkelerle karar verebilme yeteneğidir. Bilgi azaldıkça, öğrenmeye katkı sağlayan tecrübe azaldıkça, içgüdü  ve merak devreye girer…

Karşılaştırılmaktan korkuyor olabilirsiniz. Korku insanidir. Aynı korkuyu kadınlar da yaşar.

Ancak açık gözlerle ve tecrübelerle yapılan tercihler gözleri bağlanmış kişilerin eline tutuşturulanlardan daha tutarlı, daha gerçek ve daha sadık olacaktır.

Charles Perrault Uyuyan Güzel ve Sindrella’yı yazdı. Jacob ve Wilhelm Grimm, Rapunzel ve Pamuk Prenses’i. Hans Andersen ise Prenses ve Bezelye Tanesi’ni . Güzel, güçsüz ve saf (cahil) kadınların erkek kurtarıcılarını bekleme hikayelerini hep erkekler yazdı.

Kadınları anlamak istiyorsanız erkeklerin yazdığı masallara inanmayı bırakın.

Ne mutlu ki artık Grimm kardeşlerin ataerkil saplantılarını değil Wachowski kardeşlerin aydınlık ve cinsiyetsiz dünyasını izleyebiliyoruz…

Sevginin ve cinselliğin saf, masum ve gerçek halini Sense8 isimli 21. yüzyıl dizisinde bulabilirsiniz. 19. yüzyıl masallarında değil…

 

Hipokrat da kürtaja karşıymış

page_tecavuze-ugrayan-cocuga-kurtaj-izni-yok_773000453

2012 yılında Diyanet İşleri Başkanı kürtaj haramdır diyordu. Dört yılda epey mesafe katetmişiz ki, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü, Hipokrat’a atıf yaparak esasen muhafazakarlığına dayanan kürtaj karşıtlığını bilimsel gerekçelendirme ile yutturmaya çalışıyor.

Türkiye’de yasal olarak gebeliğin 10. haftası tamamlanmadan herhangi bir gerekçe aranmaksızın kürtaj yaptırmak serbest. Mevzuat devlet hastanelerinde kürtaj yaptırılabileceğini söylüyor, ancak uygulamada bir süredir devlet hastanelerinin büyük çoğunluğu kürtaj taleplerini geri çeviriyor. Gizem Coşkunarda, Haziran 2015’te Milliyet gazetesinde yayımlanan haberinde İstanbul’da görüştüğü 28 devlet hastanesinden yalnızca iki tanesinin kürtaj yaptırma talebine olumlu yanıt verdiğini, diğerlerinin ise kürtaj yaptırmanın yasak olduğunu iddia ettiğini yazmış.

Sorun yalnızca aslında kürtaj yaptırılacak sürede oldukça muhafazakar davranmış olan mevzuatın uygulanamamasında değil.

Ülkemizdeki kanunlara göre, kürtaj yaptıracak kadın evli ise eşinin, reşit değilse ailesinin rızası aranıyor.

İlk bakışta eşin rızasını aramak adil görünse de, evrensel insan haklarını benimseyen veya benimsemeye çalışan ülkelerde babalık hakkı, babanın çocuğu ile ilgili söz söyleme hakkı ancak çocuk dünyaya geldiğinde başlıyor. 

İnsanın bedensel bütünlüğü ve haklarına ilişkin algının en gelişmiş olduğu ülkelerde bile kadınların mücadelesi sürerken, Fransa gibi birkaç nadir örnekte kadınlar nihayet devleti arkasında almayı başarmış gibi görünüyor.

Fransa Sağlık Bakanlığı gebeliğin isteğe bağlı sonlandırılması (ivg.gouv.fr) başlıklı bilgilendirici bir internet sitesi hazırlamış. Kafamızdaki günah, yasak, yazık, hak, değil, gibi önyargılardan sıyrılıp kürtajın esasında kimi ilgilendirdiği ve nasıl algılanması gerektiğine ilişkin birkaç alıntı:

1.Kürtaj kısır olmanıza sebep olur mu?

Hayır, kürtaj kısırlığa sebep olmaz. Operasyonu takip eden aydan itibaren hamile kalabilirsiniz.

2. Kürtajın psikolojik sonuçları var mıdır?

Konuya ilişkin bilimsel çalışmalar, kürtajın uzun vadeli psikolojik sonuçları bulunmadığını gösteriyor. Ancak aynı hamilelik ve doğum sürecinde olduğu gibi, bazı kadınlar bu durumu daha iyi, bazıları daha kötü karşılayıp kimi daha çok ağrı çekerken kimi hiç ağrı duymayabiliyor.

3. Kürtaj yaptıran kadınlar doğum kontrol yöntemlerini kullanmıyorlar mı?

Yapılan araştırmalar, Fransa’da kürtaj yaptıran kadınların yaklaşık 3’te ikisinin işe yaramamış olan bir doğum kontrol yöntemini kullanmış olduğunu gösteriyor. Yani utanılacak bir durum yok.

4. Kürtaj yaptırmak için kabul edilen yasal süre nedir?

Fransa’da gebeliğin 12. haftasının sonuna kadar (en son regl olunan tarihten itibaren 14. haftanın sonuna kadar) kürtaj yaptırmak yasal. Ayrıca, gebeliğin 7. haftası tamamlanıncaya kadar operasyona gerek kalmadan ilaçla kürtaj yaptırmak da mümkün. Hangi yöntemi seçerseniz seçin, kürtaj yaptırmanın bedeli tamamen devlet tarafından karşılanıyor. 

5. Kürtaj yaptırmak için eş veya aile izni gerekiyor mu?

Hayır. Medeni olan veya olmayı hedefleyen bir ülkede, bedeniniz yalnızca kendinize ait kabul edildiği için, ne eş ne de reşit olmayanlar için aile izni gerekmiyor. Eğer 18 yaşından küçükseniz devlet size zorunlu psikolojik rehberlik hizmeti sunuyor. Reşit olsanız bile isteğe bağlı olarak bu hizmetten ücretsiz faydalanabiliyorsunuz.

Daha önemlisi, devlet sizi bu konu üzerine oluşturulan ücretsiz yeşil hat ile bilgilendiriyor. Utanmadan, sıkılmadan, utandırılmadan, hurafesiz, bilimsel çözümlere ulaşabiliyorsunuz. Amaçlanan, kararınızın hiçbir baskı altında kalmadan yalnızca kendinize ait olması.

Şimdi Fransa, kürtaj konusunda dezenformasyon yayan internet sitelerinin yasaklanmasını tartışıyor.

Biz ise Hipokrat’ı kendi muhafazakar safsatalarımıza referans göstererek sağlık bilimleri yapıyoruz. Kadınları her gün daha çok utandırıyor, kendi dünyalarına hapsediyor, suçluluğa ve istemedikleri yaşamlara mahkum ediyoruz.

Kürtaj günah değildir.

Bedeniniz yalnızca size aittir.

Yasal kürtaj süreleri içerisinde, karnınızdaki şey henüz bir bebek değil, bir hücreler topluluğu olan embriyodur.

Kürtaj asla cinayet değildir.

Kürtaj yaptırmak kanunlarla güvence altına alınmış yasal hakkınızdır, devlet hastaneleri size bu hizmeti sunmak zorundadır. 

Doğum kontrol kullanan kadınlar da kürtaj yaptırmak zorunda kalabilir, kürtaj her zaman ihmal veya bilinçsizliğin sonucu değildir.

Bu konuda kimsenin sizi utandırmasına izin vermeyin.

Devletin bedenlerimizi ailelerimizin ve kocalarımızın ellerine hapsetmediği günleri de göreceğiz.

Korku bulaşıcıdır, cesaret de öyle…

 

 

 

Şeriata ne oluyor 

“Ne oluyor” da 5 adam ve 1 kadın cinsel istismarı tartışıyor. Kadın, “18 yaşından küçük kızların evlendirilmesi cinsel istismardır, bunun başka bir anlamı yoktur” diyor. 

Bir adam, “18’i İsviçreliler bulmuş bizde adet gören reşittir” diyor. İslam hukuku diyor, bluğ çağı diyor. Kulaklarım uğulduyor. 

Kadın böyle bir şey olabilir mi deyince, “hop orda dur buna karşı çıkarsan şeriata karşı çıkmış olursun” diyen bir araştırma şirketi yöneticisi sağdan sıçrıyor. Yıl neredeyse 2017. Yer Türkiye. 

Şirin Payzın da “bu konuyu sonra tartışalım, konumuza dönelim” diyerek geçiştiriyor. Araştırma şirketi başkanı, “geçiştirecek bir şey değil bu, inanan kişiye modern hukuk uymaz, ayrı konular değil” diye diretiyor. 
Evet, artık geçiştirmemek, susmamak gerek. Sen insani değerlerleri, eşitliği, hakkı, hukuku, aydınlanmayı sevmeyen adam, evet, Şeriata karşı çıkıyoruz. Daha doğrusu şeriatla ilgilenmiyoruz. Burası orta çağ Avrupa’sı değil. Şeriat umrumuzda değil. Burası bir hukuk devleti, senin dini inançlarına göre değil, insan hakları ilkelerine göre hukuk işleyecek. 

Karşı çıkmaya daha yeni başlamadık ve epeydir şunu biliyoruz: 13 yaşında kız adet gördü diye onunla sevişebileceğini düşünüyorsan sapıksın. 13 yaşındaki kızla cinsel ilişki kurarsan suçlusun. Pedofili sapıklıktır. Bunu gizlemek için evliliğin arkasına sığınmak ahmaklık, dinin Allah’ın arkasına sığınmak ise alçaklıktır.  

Birileri din öyle emrediyor diyor diye sapkın fikirlere ağzımızı açamaz hale geldik. Kendine dindar diyor diye eli cebimizden çıkmayan hırsızlara ağzımız açık kafa sallıyoruz. Pedofili hastalarına törenlerle çocuklarımızı teslim ediyoruz. Dizlerimizin üzerine çökmüş infazımızı bekliyoruz. 

Artık yeter, yetişkin masalları yüzünden insan hayatıyla oyun oynanmaz. 

Seks yapma yetkisinin erkeklere kodlanması 

sexual-misconduct

Türk toplumundaki taciz, tecavüz ve şiddetin sebebi erkeklere sessiz sedasız el altından (aslında göstere göstere utanmadan) verilen ayrıcalıklardan kaynaklanır. Erkeklerin sahip olduğu en belirleyici ayrıcalık seks yapma yetkisidir.

Vergi toplama yetkisi devlette olduğu için sürekli devlete vergi borçluyuzdur. Çöp vergisi, katma değer vergisi, hava vergisi, su vergisi. Devlet, vergiyi kimden, ne zaman, ne kadar, hangi isimle alacağına kendisi karar verir.

Toplum, seks yapma yetkisini erkeklere verdiği için, erkeklere de sürekli seks borçlu olduğumuz düşünülür. Yalnızca kadınlar değil, kadınlar ve erkekler (gerekirse erkek çocuklar) erkeklere seks vermekle mükelleftir. Alıcı ise yalnızca erkek olabilir.

Seks alma işinin ismini de ataerkil toplum koyar. İşine geldiği gibi, ister çocuk yapma amaçlı kutsal anne seksi alır, ister kan akıtmalı babadan kocaya geçen namus tapusu seksi, ister zevk için yeterince kutsal olmayan kadınlarla yaptığı rastgele seks.

Bu yüzden, popüler kültürde rastgele seks yapan erkek idealize edilirken, rastgele seksin taraflarından biri olan kadın daima aşağılanır, ucuz, kolay ve aptal olarak resmedilir.

Erkek cinselliğine aşırı vurgu yapan ve kadın cinselliğinin yalnızca  erkek için var olduğunu zanneden ataerkil düzen, kendi sapkın kodlamalarıyla taciz ve tecavüzü meşru kılar:

s-6138db60e3e626337ec852b96cdfbaa402336a3d

Seks yapma yetkisinin kendinde olduğunu sandığı için, reddedilmeye ne tepki veremeyeceğini bilemeyen erkek nefrete ve şiddete de başvurur. Kadınların da cinsel anlamda reddedilme korkusu taşıdığını bilemez, kadın bedenini sürekli tüketim malzemesi olarak sunan medya bombardımanına maruz kaldığından bu ilüzyonla gördüğü her karşı cinsi kendisinin zanneder.

Kendi bedenleriyle ne yapacaklarına dair karar verme yetkisini her kadına tek tek ve bütünüyle geri vermediğimiz sürece çocukların ve bebeklerin dahi bedenini sahiplenen aşağılık tecavüzcülerin hikayelerini okumaya devam edeceğiz.

Madam gibi ölmek

Belki Cumhurbaşkanımıza bu kadar kızmamalıyız, biz ölürken bile, öldükten sonra bile adamlar ve kadınlar olarak farklı muamele görürürüz. 

Bizi insanlıktan çıkaran sosyal kurgu öylesine güçlüdür ki ve cenazeler o kadar hassastır ki ne kadar itilip kakılsak da ağzımızı açacak cesareti bulamayız.

Eğer adam değil madamsanız tabutunuzun önüne bir başörtüsü atılır. 

Çünkü kadın cenazesine muamele farklıdır, kadın olduğunuzun bilinmesi gerekir. Bayan tabutunu görenler, adam cenazelerinin önüne değil arkasına yerleştirilmeniz için ortalığı birbirine katar. 

Eğer bir adam cenazesinin yakını iseniz cenaze sırasında tüm duygu ve ihtiyaçlarınızı bırakıp başınızı örtecek bir bez parçası bulmanız gerekir. Öncelikli göreviniz budur. Bulamasanız da işgüzar madamlar hemen elinize bir örtü tutuştururlar.

Ama bu örtü günahlarınızı örtmeye yetmez. 

Cenaze namazını kıldıracak imamın ilk işi erkeklerin önünde duran kadınları kışkışlamaktır. Hızlıca erkeklerin önünden çekilmeniz için zabıtadan yardım bile alabilir. 

Ülkemizde cenaze törenleri sosyal çevrenizden bağımsız olarak cinsiyet ayrımcılığının tanımının yapıldığı yerlerdir.

İnsan olduğunuzu unutursunuz.

İkinci cins olduğunuzu hatırlarsınız.

Varlığınızdan utanırsınız. 

Oysa varlığımızdan utanmamıza gerek yok.

Benim saçım günah değil.

Benim bedenim günah değil.

Benim varlığım, erkeklerin önünden itilip kakılarak uzaklaştırılacak kadar değersiz değil. 

Benim Tanrım tüm insanları tüm hayvanları ve tüm canlıları birinci cins olarak yaratmış. 

Benim Tanrı’mın önünde duracak yürek sizde mevcut değil. 

“Anne” dizisi

anne-oyunculari-konusu

Femhader instagram hesabında dizi ile ilgili bir görsel paylaşmış, dizinin ilk bölümü için “ülkemizin özetiydi” diyor.

İlgisiz ve kötü bir annenin, tacizci ve kötü bir sevgilisi var. Anne, senaristlerin gözünden “hafif” ve kötü bir kadın olduğu için kızını da sevmiyor, sevgilisinin kötü muamelesine göz yumuyor.

Dizide verilen en korkunç mesaj, her ikisi de ataerkil kurgular olan “hafif kadın” ve “kötü anne” imajlarının birleştiriliyor olması.

Kadının beraber yaşadığı adamla evli olmadığına çok fazla vurgu var. Açıkça, evlilik dışı birliktelik felaket getirir mesajını alıyoruz.

Oysa gerçek hayatta birçok çocuk, toplum normlarına fazlasıyla uygun ailelerde öz akrabalarının tacizine uğruyor. Bunu televizyona taşımak yürek ister tabi. Taşınmasına gerek var mı onu da tartışmak lazım. (Bir kere de güçlüyü, mutluyu, doğruyu, akıllıyı, örnek alacaklarımızı, bir an olsun bize ilham verecekleri görelim…)

Kötü annenin küçük tatlı kızı bu kadar istismara uğrayan yoksul bir ailenin değil de, zengin bir ailenin özel okulda okuyan büyümüş de küçülmüş şımarık kızı gibi. Hayata bakışında ve karakterinde ne annesinin ne de kendisinin uğradığı istismarın izleri var.

Anne dizisinde, Türkiye’deki anne gerçeğinin çok kenarlarında kalan yapmacık, zorlama ve sıkıcı bir dram var.

Evet Türkiye’de taciz var, evet kadın ve kız çocuklarının istismarı var. Ancak bu konuların bu kadar karikatürize edilerek sunulması temel sorunları basite indirgiyor ve hatta görünmez kılıyor.

Madem anneliği işleyeceksiniz bir kere de anne olmanın keyifleri ve zorluklarıyla olduğu gibi karşılaşan ve onları normal bir insan gibi insani duygularla karşılayan  bir kadın görelim.

Sunacağınız karakterler veya bedenler mükemmel  olmasın, mükemmel olmak zorunda olmadığımızı görelim.

Çocuk büyütmenin mutlaka büyük fedakarlıklar gerektirmediğini, kadınların da kendi hayatı olabileceğini, bunun kimseyi kötü kadın veya kötü anne yapmayacağını görelim.

Evlilik dışı birlikteliğin yasak ve kötü olmadığını, aşk taşıyabileceğini görelim.

Bir kez olsun kadınların kategorilere ayrılmadığı bir Türk dizisi izleyelim. 

Eğer gerçekten anneliği konu alan bir dizi arıyorsanız “Better things”i, Pamela Adlon’ı izleyin. Sam Fox  karakterinin bize anlatacak daha gerçek ve daha faydalı bir anne hikayesi var.

ac_tv_9_7_better_things_credit_colleen_hayesfx-57d04c93c730c

Kadınların Namusu

Necati Doğru takip ettiğim ve çoğu analizine katıldığım bir yazar.

14 Ekim Cuma günkü <<Öldüre öldüre Musul>> adlı yazısında şöyle diyor:

Ne özgürlük geliyor.

Ne demokrasi geliyor.

Ne liberalizm geliyor.

Müzeler yağmalanıyor.

Arşivler tarumar ediliyor.

Kadınların namusuna el atılıyor.

Kukla hükümetler kuruluyor.

Kukla devletler üretiliyor.

Bu yapıdan yeni IŞİD’ler ürüyor.

Evet. Yalnız, kadınların namusuna el atılmaz Sayın Doğru.

Taciz ve tecavüzden bahsediyorsanız, kadının değil tacizcinin namusu söz konusudur.

Tecavüz sonucunda namusu, haysiyeti, onuru zedelenen, eksilen tacizcidir.

Kadınların namusunu vajinasına sıkıştıran bu köhne ve korkutucu zihniyet, tek tük kalmış, özgürlük ve adalet peşinde koştuğunu düşündüğüm muhalif yazarların ağzına dolanmamalı.

Kadına yönelik şiddeti besleyen bu dilin acilen yok olup gitmesi gerekiyor.

Kadınların ve erkeklerin namusu onların cinsel yaşamıyla veya cinsel saldırı kurbanı olup olmamalarıyla ilgili değildir.

Kimse bir başkasına gösterdiği şiddet eylemiyle o kişinin namusunu etkileyemez.

Namussuz olan saldırgandır.

Namusuna el atan saldırganın kendi kendisidir.

Taciz veya tecavüz durumlarında kadının namusundan söz e-di-le-mez.

Aksi takdirde tecavüz kültürünü beslemiş, tacizi ve tacizciyi desteklemiş, cinsiyet ayrımcılığının ve kadın düşmanlığının tanımını yapmış olursunuz.

 

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑