Ara

Yakılacak Düşünceler

Bunlar değil, onlar yanacak

Hipokrat da kürtaja karşıymış

page_tecavuze-ugrayan-cocuga-kurtaj-izni-yok_773000453

2012 yılında Diyanet İşleri Başkanı kürtaj haramdır diyordu. Dört yılda epey mesafe katetmişiz ki, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü, Hipokrat’a atıf yaparak esasen muhafazakarlığına dayanan kürtaj karşıtlığını bilimsel gerekçelendirme ile yutturmaya çalışıyor.

Türkiye’de yasal olarak gebeliğin 10. haftası tamamlanmadan herhangi bir gerekçe aranmaksızın kürtaj yaptırmak serbest. Mevzuat devlet hastanelerinde kürtaj yaptırılabileceğini söylüyor, ancak uygulamada bir süredir devlet hastanelerinin büyük çoğunluğu kürtaj taleplerini geri çeviriyor. Gizem Coşkunarda, Haziran 2015’te Milliyet gazetesinde yayımlanan haberinde İstanbul’da görüştüğü 28 devlet hastanesinden yalnızca iki tanesinin kürtaj yaptırma talebine olumlu yanıt verdiğini, diğerlerinin ise kürtaj yaptırmanın yasak olduğunu iddia ettiğini yazmış.

Sorun yalnızca aslında kürtaj yaptırılacak sürede oldukça muhafazakar davranmış olan mevzuatın uygulanamamasında değil.

Ülkemizdeki kanunlara göre, kürtaj yaptıracak kadın evli ise eşinin, reşit değilse ailesinin rızası aranıyor.

İlk bakışta eşin rızasını aramak adil görünse de, evrensel insan haklarını benimseyen veya benimsemeye çalışan ülkelerde babalık hakkı, babanın çocuğu ile ilgili söz söyleme hakkı ancak çocuk dünyaya geldiğinde başlıyor. 

İnsanın bedensel bütünlüğü ve haklarına ilişkin algının en gelişmiş olduğu ülkelerde bile kadınların mücadelesi sürerken, Fransa gibi birkaç nadir örnekte kadınlar nihayet devleti arkasında almayı başarmış gibi görünüyor.

Fransa Sağlık Bakanlığı gebeliğin isteğe bağlı sonlandırılması (ivg.gouv.fr) başlıklı bilgilendirici bir internet sitesi hazırlamış. Kafamızdaki günah, yasak, yazık, hak, değil, gibi önyargılardan sıyrılıp kürtajın esasında kimi ilgilendirdiği ve nasıl algılanması gerektiğine ilişkin birkaç alıntı:

1.Kürtaj kısır olmanıza sebep olur mu?

Hayır, kürtaj kısırlığa sebep olmaz. Operasyonu takip eden aydan itibaren hamile kalabilirsiniz.

2. Kürtajın psikolojik sonuçları var mıdır?

Konuya ilişkin bilimsel çalışmalar, kürtajın uzun vadeli psikolojik sonuçları bulunmadığını gösteriyor. Ancak aynı hamilelik ve doğum sürecinde olduğu gibi, bazı kadınlar bu durumu daha iyi, bazıları daha kötü karşılayıp kimi daha çok ağrı çekerken kimi hiç ağrı duymayabiliyor.

3. Kürtaj yaptıran kadınlar doğum kontrol yöntemlerini kullanmıyorlar mı?

Yapılan araştırmalar, Fransa’da kürtaj yaptıran kadınların yaklaşık 3’te ikisinin işe yaramamış olan bir doğum kontrol yöntemini kullanmış olduğunu gösteriyor. Yani utanılacak bir durum yok.

4. Kürtaj yaptırmak için kabul edilen yasal süre nedir?

Fransa’da gebeliğin 12. haftasının sonuna kadar (en son regl olunan tarihten itibaren 14. haftanın sonuna kadar) kürtaj yaptırmak yasal. Ayrıca, gebeliğin 7. haftası tamamlanıncaya kadar operasyona gerek kalmadan ilaçla kürtaj yaptırmak da mümkün. Hangi yöntemi seçerseniz seçin, kürtaj yaptırmanın bedeli tamamen devlet tarafından karşılanıyor. 

5. Kürtaj yaptırmak için eş veya aile izni gerekiyor mu?

Hayır. Medeni olan veya olmayı hedefleyen bir ülkede, bedeniniz yalnızca kendinize ait kabul edildiği için, ne eş ne de reşit olmayanlar için aile izni gerekmiyor. Eğer 18 yaşından küçükseniz devlet size zorunlu psikolojik rehberlik hizmeti sunuyor. Reşit olsanız bile isteğe bağlı olarak bu hizmetten ücretsiz faydalanabiliyorsunuz.

Daha önemlisi, devlet sizi bu konu üzerine oluşturulan ücretsiz yeşil hat ile bilgilendiriyor. Utanmadan, sıkılmadan, utandırılmadan, hurafesiz, bilimsel çözümlere ulaşabiliyorsunuz. Amaçlanan, kararınızın hiçbir baskı altında kalmadan yalnızca kendinize ait olması.

Şimdi Fransa, kürtaj konusunda dezenformasyon yayan internet sitelerinin yasaklanmasını tartışıyor.

Biz ise Hipokrat’ı kendi muhafazakar safsatalarımıza referans göstererek sağlık bilimleri yapıyoruz. Kadınları her gün daha çok utandırıyor, kendi dünyalarına hapsediyor, suçluluğa ve istemedikleri yaşamlara mahkum ediyoruz.

Kürtaj günah değildir.

Bedeniniz yalnızca size aittir.

Yasal kürtaj süreleri içerisinde, karnınızdaki şey henüz bir bebek değil, bir hücreler topluluğu olan embriyodur.

Kürtaj asla cinayet değildir.

Kürtaj yaptırmak kanunlarla güvence altına alınmış yasal hakkınızdır, devlet hastaneleri size bu hizmeti sunmak zorundadır. 

Doğum kontrol kullanan kadınlar da kürtaj yaptırmak zorunda kalabilir, kürtaj her zaman ihmal veya bilinçsizliğin sonucu değildir.

Bu konuda kimsenin sizi utandırmasına izin vermeyin.

Devletin bedenlerimizi ailelerimizin ve kocalarımızın ellerine hapsetmediği günleri de göreceğiz.

Korku bulaşıcıdır, cesaret de öyle…

 

 

 

Şeriata ne oluyor 

“Ne oluyor” da 5 adam ve 1 kadın cinsel istismarı tartışıyor. Kadın, “18 yaşından küçük kızların evlendirilmesi cinsel istismardır, bunun başka bir anlamı yoktur” diyor. 

Bir adam, “18’i İsviçreliler bulmuş bizde adet gören reşittir” diyor. İslam hukuku diyor, bluğ çağı diyor. Kulaklarım uğulduyor. 

Kadın böyle bir şey olabilir mi deyince, “hop orda dur buna karşı çıkarsan şeriata karşı çıkmış olursun” diyen bir araştırma şirketi yöneticisi sağdan sıçrıyor. Yıl neredeyse 2017. Yer Türkiye. 

Şirin Payzın da “bu konuyu sonra tartışalım, konumuza dönelim” diyerek geçiştiriyor. Araştırma şirketi başkanı, “geçiştirecek bir şey değil bu, inanan kişiye modern hukuk uymaz, ayrı konular değil” diye diretiyor. 
Evet, artık geçiştirmemek, susmamak gerek. Sen insani değerlerleri, eşitliği, hakkı, hukuku, aydınlanmayı sevmeyen adam, evet, Şeriata karşı çıkıyoruz. Daha doğrusu şeriatla ilgilenmiyoruz. Burası orta çağ Avrupa’sı değil. Şeriat umrumuzda değil. Burası bir hukuk devleti, senin dini inançlarına göre değil, insan hakları ilkelerine göre hukuk işleyecek. 

Karşı çıkmaya daha yeni başlamadık ve epeydir şunu biliyoruz: 13 yaşında kız adet gördü diye onunla sevişebileceğini düşünüyorsan sapıksın. 13 yaşındaki kızla cinsel ilişki kurarsan suçlusun. Pedofili sapıklıktır. Bunu gizlemek için evliliğin arkasına sığınmak ahmaklık, dinin Allah’ın arkasına sığınmak ise alçaklıktır.  

Birileri din öyle emrediyor diyor diye sapkın fikirlere ağzımızı açamaz hale geldik. Kendine dindar diyor diye eli cebimizden çıkmayan hırsızlara ağzımız açık kafa sallıyoruz. Pedofili hastalarına törenlerle çocuklarımızı teslim ediyoruz. Dizlerimizin üzerine çökmüş infazımızı bekliyoruz. 

Artık yeter, yetişkin masalları yüzünden insan hayatıyla oyun oynanmaz. 

Ölüm

Ben müslüman gibi ölmek istemiyorum. Erkeklerin önünde yemeni atılmış tabutta tepemde erkek imam dikilip büyü gibi dua okusun istemiyorum. Hoparlörden gelen sela ile ezan ile insanların varolmayan bir acıya kapaklanmasını istemiyorum. Çenemde bağ ağzımda kıçımda tıkaçla yakınlarım veya tanımadığım insanlar beni yıkayıp kefenlesin istemiyorum.

Arapça dualar istemiyorum. Benim için anlamı olmayan “kutsalları” duymak istemiyorum.

Ben ölürsem sevdiğim bi kıyafeti giydirsinler. Kıçımla başımla uğraşmasınlar. Mezarda sıkışırsam yaparım. Hatta yaksınlar ne bileyim. Patara plajına götürsünler küllerimi, kaplumbağalara yem olayım.

Beni seven ve özleyecek İnsanlar olursa, kadınlar ve erkekler beraber ansınlar beni. Bir camideki musalla taşında deil. Ağlayarak etli pilav yiyerek değil. Sevdikleri şarkıları dinleyip şampanya içip sütlü fıstıklı çikolatalar yiyerek hatırlasınlar beni. Denize girsinler, yıldızlara baksınlar. Yıldızlara, denize şiirler okusunlar, babam gibi.

Ölüm zaten hayatın en büyük kazığı. Başınıza gelebilecek en kötü şey. Ölen kişiyi insanlıktan çıkarıp yakınlarının acısını körüklemekte ne fayda var anlayamıyorum.

Hayattaki her şey yaşamı kutsamalı. Ölüm bile yaşam dolu olmalı işte…

Seks yapma yetkisinin erkeklere kodlanması 

sexual-misconduct

Türk toplumundaki taciz, tecavüz ve şiddetin sebebi erkeklere sessiz sedasız el altından (aslında göstere göstere utanmadan) verilen ayrıcalıklardan kaynaklanır. Erkeklerin sahip olduğu en belirleyici ayrıcalık seks yapma yetkisidir.

Vergi toplama yetkisi devlette olduğu için sürekli devlete vergi borçluyuzdur. Çöp vergisi, katma değer vergisi, hava vergisi, su vergisi. Devlet, vergiyi kimden, ne zaman, ne kadar, hangi isimle alacağına kendisi karar verir.

Toplum, seks yapma yetkisini erkeklere verdiği için, erkeklere de sürekli seks borçlu olduğumuz düşünülür. Yalnızca kadınlar değil, kadınlar ve erkekler (gerekirse erkek çocuklar) erkeklere seks vermekle mükelleftir. Alıcı ise yalnızca erkek olabilir.

Seks alma işinin ismini de ataerkil toplum koyar. İşine geldiği gibi, ister çocuk yapma amaçlı kutsal anne seksi alır, ister kan akıtmalı babadan kocaya geçen namus tapusu seksi, ister zevk için yeterince kutsal olmayan kadınlarla yaptığı rastgele seks.

Bu yüzden, popüler kültürde rastgele seks yapan erkek idealize edilirken, rastgele seksin taraflarından biri olan kadın daima aşağılanır, ucuz, kolay ve aptal olarak resmedilir.

Erkek cinselliğine aşırı vurgu yapan ve kadın cinselliğinin yalnızca  erkek için var olduğunu zanneden ataerkil düzen, kendi sapkın kodlamalarıyla taciz ve tecavüzü meşru kılar:

s-6138db60e3e626337ec852b96cdfbaa402336a3d

Seks yapma yetkisinin kendinde olduğunu sandığı için, reddedilmeye ne tepki veremeyeceğini bilemeyen erkek nefrete ve şiddete de başvurur. Kadınların da cinsel anlamda reddedilme korkusu taşıdığını bilemez, kadın bedenini sürekli tüketim malzemesi olarak sunan medya bombardımanına maruz kaldığından bu ilüzyonla gördüğü her karşı cinsi kendisinin zanneder.

Kendi bedenleriyle ne yapacaklarına dair karar verme yetkisini her kadına tek tek ve bütünüyle geri vermediğimiz sürece çocukların ve bebeklerin dahi bedenini sahiplenen aşağılık tecavüzcülerin hikayelerini okumaya devam edeceğiz.

Madam gibi ölmek

Belki Cumhurbaşkanımıza bu kadar kızmamalıyız, biz ölürken bile, öldükten sonra bile adamlar ve kadınlar olarak farklı muamele görürürüz. 

Bizi insanlıktan çıkaran sosyal kurgu öylesine güçlüdür ki ve cenazeler o kadar hassastır ki ne kadar itilip kakılsak da ağzımızı açacak cesareti bulamayız.

Eğer adam değil madamsanız tabutunuzun önüne bir başörtüsü atılır. 

Çünkü kadın cenazesine muamele farklıdır, kadın olduğunuzun bilinmesi gerekir. Bayan tabutunu görenler, adam cenazelerinin önüne değil arkasına yerleştirilmeniz için ortalığı birbirine katar. 

Eğer bir adam cenazesinin yakını iseniz cenaze sırasında tüm duygu ve ihtiyaçlarınızı bırakıp başınızı örtecek bir bez parçası bulmanız gerekir. Öncelikli göreviniz budur. Bulamasanız da işgüzar madamlar hemen elinize bir örtü tutuştururlar.

Ama bu örtü günahlarınızı örtmeye yetmez. 

Cenaze namazını kıldıracak imamın ilk işi erkeklerin önünde duran kadınları kışkışlamaktır. Hızlıca erkeklerin önünden çekilmeniz için zabıtadan yardım bile alabilir. 

Ülkemizde cenaze törenleri sosyal çevrenizden bağımsız olarak cinsiyet ayrımcılığının tanımının yapıldığı yerlerdir.

İnsan olduğunuzu unutursunuz.

İkinci cins olduğunuzu hatırlarsınız.

Varlığınızdan utanırsınız. 

Oysa varlığımızdan utanmamıza gerek yok.

Benim saçım günah değil.

Benim bedenim günah değil.

Benim varlığım, erkeklerin önünden itilip kakılarak uzaklaştırılacak kadar değersiz değil. 

Benim Tanrım tüm insanları tüm hayvanları ve tüm canlıları birinci cins olarak yaratmış. 

Benim Tanrı’mın önünde duracak yürek sizde mevcut değil. 

“Anne” dizisi

anne-oyunculari-konusu

Femhader instagram hesabında dizi ile ilgili bir görsel paylaşmış, dizinin ilk bölümü için “ülkemizin özetiydi” diyor.

İlgisiz ve kötü bir annenin, tacizci ve kötü bir sevgilisi var. Anne, senaristlerin gözünden “hafif” ve kötü bir kadın olduğu için kızını da sevmiyor, sevgilisinin kötü muamelesine göz yumuyor.

Dizide verilen en korkunç mesaj, her ikisi de ataerkil kurgular olan “hafif kadın” ve “kötü anne” imajlarının birleştiriliyor olması.

Kadının beraber yaşadığı adamla evli olmadığına çok fazla vurgu var. Açıkça, evlilik dışı birliktelik felaket getirir mesajını alıyoruz.

Oysa gerçek hayatta birçok çocuk, toplum normlarına fazlasıyla uygun ailelerde öz akrabalarının tacizine uğruyor. Bunu televizyona taşımak yürek ister tabi. Taşınmasına gerek var mı onu da tartışmak lazım. (Bir kere de güçlüyü, mutluyu, doğruyu, akıllıyı, örnek alacaklarımızı, bir an olsun bize ilham verecekleri görelim…)

Kötü annenin küçük tatlı kızı bu kadar istismara uğrayan yoksul bir ailenin değil de, zengin bir ailenin özel okulda okuyan büyümüş de küçülmüş şımarık kızı gibi. Hayata bakışında ve karakterinde ne annesinin ne de kendisinin uğradığı istismarın izleri var.

Anne dizisinde, Türkiye’deki anne gerçeğinin çok kenarlarında kalan yapmacık, zorlama ve sıkıcı bir dram var.

Evet Türkiye’de taciz var, evet kadın ve kız çocuklarının istismarı var. Ancak bu konuların bu kadar karikatürize edilerek sunulması temel sorunları basite indirgiyor ve hatta görünmez kılıyor.

Madem anneliği işleyeceksiniz bir kere de anne olmanın keyifleri ve zorluklarıyla olduğu gibi karşılaşan ve onları normal bir insan gibi insani duygularla karşılayan  bir kadın görelim.

Sunacağınız karakterler veya bedenler mükemmel  olmasın, mükemmel olmak zorunda olmadığımızı görelim.

Çocuk büyütmenin mutlaka büyük fedakarlıklar gerektirmediğini, kadınların da kendi hayatı olabileceğini, bunun kimseyi kötü kadın veya kötü anne yapmayacağını görelim.

Evlilik dışı birlikteliğin yasak ve kötü olmadığını, aşk taşıyabileceğini görelim.

Bir kez olsun kadınların kategorilere ayrılmadığı bir Türk dizisi izleyelim. 

Eğer gerçekten anneliği konu alan bir dizi arıyorsanız “Better things”i, Pamela Adlon’ı izleyin. Sam Fox  karakterinin bize anlatacak daha gerçek ve daha faydalı bir anne hikayesi var.

ac_tv_9_7_better_things_credit_colleen_hayesfx-57d04c93c730c

Kadınların Namusu

Necati Doğru takip ettiğim ve çoğu analizine katıldığım bir yazar.

14 Ekim Cuma günkü <<Öldüre öldüre Musul>> adlı yazısında şöyle diyor:

Ne özgürlük geliyor.

Ne demokrasi geliyor.

Ne liberalizm geliyor.

Müzeler yağmalanıyor.

Arşivler tarumar ediliyor.

Kadınların namusuna el atılıyor.

Kukla hükümetler kuruluyor.

Kukla devletler üretiliyor.

Bu yapıdan yeni IŞİD’ler ürüyor.

Evet. Yalnız, kadınların namusuna el atılmaz Sayın Doğru.

Taciz ve tecavüzden bahsediyorsanız, kadının değil tacizcinin namusu söz konusudur.

Tecavüz sonucunda namusu, haysiyeti, onuru zedelenen, eksilen tacizcidir.

Kadınların namusunu vajinasına sıkıştıran bu köhne ve korkutucu zihniyet, tek tük kalmış, özgürlük ve adalet peşinde koştuğunu düşündüğüm muhalif yazarların ağzına dolanmamalı.

Kadına yönelik şiddeti besleyen bu dilin acilen yok olup gitmesi gerekiyor.

Kadınların ve erkeklerin namusu onların cinsel yaşamıyla veya cinsel saldırı kurbanı olup olmamalarıyla ilgili değildir.

Kimse bir başkasına gösterdiği şiddet eylemiyle o kişinin namusunu etkileyemez.

Namussuz olan saldırgandır.

Namusuna el atan saldırganın kendi kendisidir.

Taciz veya tecavüz durumlarında kadının namusundan söz e-di-le-mez.

Aksi takdirde tecavüz kültürünü beslemiş, tacizi ve tacizciyi desteklemiş, cinsiyet ayrımcılığının ve kadın düşmanlığının tanımını yapmış olursunuz.

 

 

Polonyalı Kadınlar

abortion-poland-protests.jpg

Polonya’da kürtaj ancak üç durumda yasal kabul ediliyor:

  • Kadın için hayati tehlike söz konusu ise,
  • Tecavüz durumunda,
  • Veya bebeğin oluşum sürecinde ciddi sorunlar mevcutsa.

Ancak yasanın izin verdiği durumlarda bile birçok doktor ve sağlık kuruluşu vicdani sebeplerle kürtaj yapmayı reddedebiliyor. İnsanlara nasıl yaşayacaklarını dikte edebileceğini düşünen ve insanlık onurunu hiçe sayan kişiler yalnızca bizim muhafazakar toplumumuzda yaşamıyorlar.

23 Eylül’de, bir senedir iktidarda olan muhafazakar partinin girişimiyle Polonya Meclisi’ne kürtajın her koşulda, tamamen yasaklanmasına ilişkin bir yasa tasarısı geldi.

Polonyalı kadınlar ve erkekler siyahlar giyerek sokaklara döküldü, kadınlar ülke genelinde greve gitti ve en azından mevcut haklarını koruyacak kadar seslerini duyurabildiler. Geçtiğimiz haftasonu, buralarda çok yankı bulmasa da, tüm dünya Polonya’yı konuştu. Ve yasa tasarısı reddedildi.

1305630_6a6ee3c17db0049f840ac0fd25686c65_640x640

Muhafazakar hükümetler, böyle adımları biraz da kamuoyunun ne derecede tepki vereceğini ölçmek için atarlar. 2012 yılında Türkiye’de olduğu gibi. Bizde genelde sesler cılız çıkıyor. Aslında her daim olağanüstü hal olduğu için ne büyük gösteriler ne de kadınlı erkekli protestolar görebiliyoruz. Bana göre, başka her tarafı sorgulanabilecek Avrupa yolumuzun tek olumlu katkısı bu kadar radikal adımlar atmaya niyetlenen hükümetlerin uluslararası tepkiden ve dışlanmaktan korkmasıdır.

Kürtaj, kadın bedenine dair her şeyde olduğu gibi, demagoji ve suistimale açık bir konu. Türk basını, Polonya halkının yüzde 70’i kürtaj yasağını destekliyor gibi anlamsız istatistikleri paylaşırken, dünya, muhafazakar hükümete fazla uzun süre bu şekilde devam edemezsiniz diye bağırıyor. Polonyalı kadınlar artık, kendi hayatlarına dair kararlarda söz söyleme hakları olduğuna inanıyor, birşeyleri değiştirebileceklerini görüyorlar.

Umarım Polonya bu vesileyle yakın zamanda kürtaj yasağı utancından tamamen kurtulur ve bu mücadele başka ülkelerin kadınları için de açacak kapılar bulur…

608x342_345495

Muğla’nın Kadın Şoförleri

Otobüsteki tekme hakkında yazmak istemiyorum. Aile Bakanlığı’nın şort varsa tekme için sebep vardır mesajını içeren açıklaması hakkında yazmak istemiyorum.

Başbakan’ın mırıldanma önerisi hakkında konuşmak, konuşulanları okumak istemiyorum. 

Tecavüz haberlerinin “olay yaratan kareler” başlığıyla  internet gazetelerinin spor sayfalarında salyalar içinde yayımlanması hakkında söyleyecek söz bulamıyorum artık. 

 Magazinden tiksiniyorum. Angelina bile aldatıldı diye zevkten çıldıran erkek magazini mi, Brad’in zor seçimi diye iki kadının fotoğrafını yan yana yayınlayıp seçmemizi bekleyen muhafazakar internet gazeteleri mi daha iğrenç düşünmek istemiyorum.

“Ebru şallı ile yaşadığı yaz ilişkisini bir anne olarak ona saygı duyduğu için açıklamadı” diyor Kanal D’de sabah magazini sunan adını bilmediğim iki kadın. Cem Yılmaz’ı takdir ederken kadının saygınlığını annelik şartına bağlayıp, yaz aşkı yaşamasını ayıplıyorlar. Midem bulanıyor.

Tüm bunları yazmak hiç istemiyorum. 

Türkiye’de popüler gazeteleri okumak genel kültürünüzü veya bilginizi artırmaz. Sizi önyargılı, cahil ve hoşgörüsüz kılar. İnternet gazeteleri nefret suçu makinelerdir. 

Türkiye’de kurumsal iyilik bulmak zordur. Basını izlerken, birkaç bireysel girişim ve STK’nın çabaları haricinde olumlu bir adım atıldığını göremezsiniz. 

TV karşısında bu halet-i ruhiyedeyken ve hiçbir şey yazmak istemezken Muğla’nın kadın şoförlerini gördüm. Belediye Başkanı’nın kadın şoför istihdam etme kararıyla şehir hayatına tam ortasından katılan yedi kadın şoför, durmadan söylemek ve yazmaya devam etmek konusunda cesaret verdi. 

Türkiye’de otobüs şoförleri erkektir. Ve geniş katılımlı bir anket yapsanız, “tacize uğrar, rahat edemez, iyi süremez” vs. gibi mantık dışı gerekçelerle “kadın şoför istemiyoruz” sonucu çıkar.

İşte bu noktada müdahale gerekir. Kadın şoförü istihdam etme inisiyatifini alırsanız, kadın şoförleriniz, eşitlikçi istihdam politikalarınız, dağılan toplumsal önyargılarınız, sesi kısılan nefret şakşakçılarınız ve toplumsal barışınız olur.

Yoksa trafik ve şort kavgasında mırıltılar içinde kaybolup gidersiniz.

Muğla Belediyesi’ne teşekkürler…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑